Kelebeğin Rüyası

Dün bir arkadaşımın “”Kelebeğin Rüyası” filmini izledin mi?” sorusuyla başlayan serüvenimde bu filmin hayatımda gereksiz düşüncelere zaman ayırmamı sağlayan boktan kuşkularımın kaynağı olduğunu öğrendim.

Birkaç zamandır farklı birkaç kişiden Zonguldak’ta zorla oranın halkını çalıştırmışlar diye sözler duyardım. Kaynağını söylemezler idi. Bu filmden görmüşler, yoksa araştırıp ta ikinci dünya savaşı yıllarında zorunluluktan çıkarılan bir kanun olduğunu bulduklarını sanmam. Kurtuluş Savaşı da vatan hainlerine, Ali Kemallere, Damat Feritlere bir zorlamaydı; öyle geldi onlara. Savaşta hiçbir iş sağlığı güvenliği önlemi doğru düzgün alınmamıştı. Yüzbinlerde kişi şehit olmuştu. Ama ne gerek var buna; önümüzde Türk Devleti’ni küçük düşürecek, kötü gösterecek ve bizzat ne yazık ki dönemin hükümeti tarafından desteklenecek bir film var…

Güzel bi film olsa izlerdim. Tam anlamıyla filmkoliğim çünkü. İzlememe sebebimi de öğrenmiş oldum ve sevindim tabi…

Maden Mühendisiyim, madenciliğin tarihini okudum. Akademisyen olarak hala okumaya devam ediyorum. Yahu Zonguldak’ta insanlar kendi bahçesini kazıp kömür çıkarıyor. El insaf yahu. Zamanında zorunluluktan yapılmış bir uygulama. Şu an senin iş sağlığı ve güvenliği yönetmeliklerin ne alemde, uygulanıyor mu da o savaş dönemini bu denli eleştiriyorsun?

Son günlerde hükümetimizin yurtdışında sürekli Türkiye’de paralel yapı var diyerek ülkemizi kötülemesi ile bu filmin etkisi bir olmuştur bence…

Olan oyunculuğunu takdir ettiğim Kıvanç Tatlıtuğ’a oldu. Bi kademe alçaldı gözümde hemşehrim olmasına rağmen. Farah Zeynep seni de unuttum sanma…

İşin kötü yanı bu tür filmlerle Kültür Bakanlığı’ndan milyonları götürüyorlar yardım olarak. Yılmaz Erdoğan şu ana kadar Türk Devleti’ne karşı olmayan hiçbir film yapmamış. Hepsinde devleti küçümseme, aşağılama, küçük düşürme, kötü gösterme var filmlerinin.

Yazık.

http://haber.gazetevatan.com/yilin-filminde-buyuk-sok/473769/8/magazin adresinde yakaladığım 3 yorum…

yilmaz-erdogan-kelebek

Bu filmle alakalı nette yakaladığım diğer bir yorumu da sizlerle paylaşmak istedim:

Kelebeğin Rüyası filmini 2 milyona yakın seyirci izledi. Gişe hasılatının da 20 milyonu geçmesi bekleniyor.
Bir süre önce muhafazakar iktidara selamlar çakan Yılmaz Erdoğan, Kültür Bakanlığı desteğiyle çektiği filmde mesaj bombardımanına devam etmiş. İnönü liderliğindeki tek parti Türkiyesi, öyle pis ve mendebur bir yermiş ki, insanlar zorla çalıştırılıyorlarmış. Afişi Pearl Harbour’dan esinlenilen filmin, balo sahnesi de Schindler’in Listesi’nden devşirilmiş. Hitler’le Atatürk fotoğraflarını, CHP ile Nazi bayraklarını değiştir, gerisi hemen hemen aynı.
Zaten bir süre önce röportajlarında “sinemada ezana yer verilmiyor, alfabeyi değiştirenler bizleri köklerimizden kopardılar, materyalist bir kampın ağırlığı var, bağnaz bir batıcılık kafasına sahibiz” sözlerini etmeye başladığında filmin mesajlarını az çok tahmin edebilmeliydik.
Öyle ki, Yeni Şafak yazarı Salih Tuna bile “Yılmaz Erdoğan saray soytarısıdır” dedi. Çünkü Erdoğan 28 Şubat’ın asker egemen bir toplumunda hiç ağzını açmamıştı. Filmlerde ezan sesi olmamasını hiç dert etmemişti. Müslüman Kürtleri beyaz Türklere güldürmüştü. Şimdi işler değişti, dinci iktidar yerini sağlamlaştırdı ve “Bana Bir Şeyhler Oluyor” oyununda Allah diyemeyen Erdoğan, “CHP politikalarını yerden yere vurmamın vakti geldi” diye düşünmüş oldu.
Filmi izleyen, Zonguldak’ta insanların zorla çalıştırıldıklarını sanabilir. Ancak kimse zorla çalıştırılmadı. Askere gitmek yerine, az da olsa belirli bir maaşla maden ocağında çalışmak isteyenler için uygulandı mükellefiyet, ki mucidi de CHP değildir, daha önce Osmanlı tarafından da uygulanmıştır.
Evet 1940′ta Milli Koruma Kanunu çıkarıldı, madenler devletleştirildi, savaş kapıdaydı, Almanlar Edirne sınırına geleceklerdi, bir şeyler yapmak gerekiyordu. İkinci Dünya Savaşı esnasında Türkiye tarihine baktığı zaman sadece Zonguldak mükellefiyetini görenler, Nazi törenleri gibi gösterenler toplantıların tamamını, üstüne de filmlerde ezan nutukları çekenler, emperyalizme karşı dimdik ayakta duran gencecik bir cumhuriyeti ve onurlu yöneticilerini es geçenler, belki Kültür Bakanlığı’ndan yardım alabilirler o filmler için; ama günü geldiğinde tarihten hak ettikleri cevabı da alırlar.
Erdoğan İran sinemasının daha kimlikli ve üstün olduğunu söyleyip bunun dil devrimi nedeniyle gerçekleştiğini iddia edebilecek kadar kinle dolmuş. Dil devriminde bir gecede sözcüklerin tamamının değiştirildiğini sanacak kadar uzak tarihten. 1941 yılında geçen bir olayda Kürşat adlı bir gencin 17 yaşında olamayacağını bilmeyecek kadar araştırmamış filmini çektiği dönemi.
“Sen Hiç Ateşböceği Gördün mü?” döneminde asker egemen toplumda miili görüşçü yaptığı Kürşat karakterini, dinci egemen toplumda CHP’li milliyetçi prens gibi gösterebilmiş. Herkesin üzerinde hemfikir olduğu gibi, dört başı mamur bir dönem filmi çekebilmiş.
Evet bu film çok güzel bir dönem filmi. Bu devran da elbet bir gün dönecek. O zaman büyük ihtimalle yeni egemenlere yeni selamlar gönderecek Yılmaz Erdoğan. Bazıları yine elbirliği ile ne güzel film yapmışsın sen Yılmaz Erdoğan diye alkışlayacaklar. Ancak biz bu günleri unutmayacağız. Filmde de okunan, Muzaffer Uslu’nun o güzel şiirini, her dönemin adamları için yeni döneme de uyarlayacağız:
Öldükten Sonra
Diyecekler ki arkamdan
Ben öldükten sonra
O, yalnız egemenlere yaltaklanırdı
Ve yağmurlu gecelerde
Özel arabasıyla gezerdi
Yazık diyecek
Hatıra defterimi okuyan
Ne talihsiz adammış
İmanı gevremiş yalakalıktan

 

Ali Cengiz Erdemir

http://www.gazetefrankfurt.com/yilmaz-erdoganin-ruyasi/2577.html

Cevher Hazırlamanın Tarihi

Cevherlerin kırılması ve öğütülmesi antik zamanlardan beri uygulanan cevher hazırlama yöntemlerindendir. İlkel kırma el ile bir kayanın diğerine çarpılması ile başlamış ve metalik çekiçler kayanın yerini almıştır. Orta çağlarda proseslerin boyutu büyüdü ve harç yapımı gibi uygulamalarda mekanizasyon başladı. Değirmen taşı cevherlerin öğütülmesinde önemli rol oynadı.
altin-zenginlestirme
Tavada su ile yıkama ve el ile ayıklama; şimdi bize modern cevher hazırlama tekniklerini veren 2 eski metottur. Yağlar tarafindan istenilen minerallerin yüzdürerek toplanması prosesi olan flotasyon işlemi 19. Yüzyılın ortalarında başladı. Organik malzemelerin efektif flotasyon kimyasalı olduğunun keşfedilmesi 1920’ler civarına denk gelmektedir. Rittinger, Taggart gibi tanınmış mühendislerinin yazmış olduğu kitaplar, bu alanın üniversitelerde okutulan yeni bir disiplin olarak tanınmasına katkı sağlamıştır.
peter-von-rittinger
En eski cevher hazırlama yöntemlerinden ikisi Mısırlılar tarafından uygulanan cevherin yıkanması ile eski yunan efsanesinden ilham alınan cevherlerin bir akarsuda yıkanması şeklinde olmuştur.
egypt-gold
Orta çağlarda ergitme fırınları için enerji sağlama amacıyla çok fazla ağacın kesildiği sıralarda, ağaç tüketimini indirgemek amacıyla, fırın şarjından gang minerallerinin mümkün olduğu kadar uzaklaştırılması gerektiği fark edildi. Bakır, demir ve gümüş bu sıralarda üretilen önemli cevherlerdendi. Değerli bir minerali gangtan ayırmak için küçük parçalara ufalamak gerekmekteydi. Böylece kırma işlemi cevher hazırlamanın ilk aşaması oldu.
Boyut küçültme
Modern mineral hazırlama, saatte binlerce ton işleme kapasitesine sahip çeneli ve jiratör kırıcılar ile başladı. Benzer şekilde fıstık boyutundaki malzemelerin çelik çubuklar veya demir bilyaların içerisine birlikte beslendiği ve un halinde çıktığı döner cihazlar olan değirmenler ortaya çıktı.
Kırma
Çin’de bulunan bazı çizimler ilkel zamanlarda kaldıraç ile nasıl kırma işleminin yapıldığını göstermektedir. Keza Güney Afrika’daki bir tasvirde de granit bir kaya üzerine konan ağacın iki yanına oturan insanların graniti hareket ettirmesiyle altına aldıkları cevheri kırdıkları görülmektedir.
ufalama-communition
Orta çağlarda uygulamaların boyutu artınca değirmenlere yönelim gerçekleşmiştir. Resimde su çarkı ile çalışan bir değirmen görülmektedir. Bu değirmenler altın kazanımı için kullanılan amalgamlaştırma yöntemi ile aynı zamanalrda kullanılmıştır. Amalgamlaştırma yönteminde; eğimli bakır bir yatağa serilen ince cıva tabakasının üzerinde cevher dökülmekte aşağı doğru inerken altın parçacıkları civa ile birleşerek amalgamı oluşturmakta, değersiz kısım akıp gitmekte ve daha sonra bu tabaka sıyrılarak altın kazanımı gerçekleştirilmekteydi. Civa ile uğraşmaktan dolayı ortaya çıkan sağlık sorunları bu yöntemin terkedilmesini sağlamıştır.
Buhar motorları keşfedildiğinde ise atların ve su değirmenlerinin yerini almayı başarmıştır. Modern kırma ekipmanları 19. Yüzyılın ikinci yarısında keşfedilmiştir. Çeneli kırıcı Joshua A. Blake tarafından 1858’de, jiratör kırıcı ise Gates tarafından 1883’de keşfedilmiştir.
Öğütme
Çoğu zaman kırma ile elde edilen cevherler yeteri kadar serbestleşme miktarına ulaşamamaktadır. Minerallerin boyutunu küçültme işleminde daha çok makaslama kuvveti etkilidir. İlkel zamanlardaki bu öğütme yapısı, modern Buhrstone Değirmeni’nde de görülmektedir.
buhrstone-grinding-mill

Minerallerin Ayrımı
Bilinen en eski cevher zenginleştirme işlemi muhtemelen graviteyle tavada altın yıkanmasıdır. Manisa civarlarında antik zamanlardan beri demirlerin bazı kayalara karşı ilgisi olduğu görülmesine rağmen William Gilbert bu olayı magnetizma olarak tanımlamıştır. 19. Yüzyılda elektromanyetik indüksiyonun keşfiyle manyetik olan minerallerin olmayanlardan ayrılması olanaklı hale gelmiştir. 20. Yüzyılın oratalarında bu metod; yerini elektrostatik özellikler, radyoaktivite ve X-Ray’e dayanan diğer metodlara bırakmıştır. Arthur Redman Wilfley (1860-1927) 1896’da sallantılı masayı keşfederken, 1940’larda Humprey Spirali kullanılmaya başlanmıştır.
Flotasyon yani minerallerin yüzdürülmesi şimdilik en önemli cevher hazırlama yöntemidir. Küçük boyutlu minerallerin zenginleştirilmesi için en önemli yol flotasyondur.
Minerallerin hazırlanması; teknolojinin gelişimi sayesinde son yıllarda son hız devam etmekle birlikte; cevher hazırlama biliminin yerini cevher hazırlamayı da kapsayan malzeme bilimi büyük ölçüde almıştır.
Hidrometalurjik, pirometalurjik, flotasyon, gravite,, manyetik, elektrostatik, flokülasyon yöntemleri ile ekonomik olarak cevher zenginleştirme mümkün olmakla birlikte şu anda teknoloji özellikle yenilenebilir enerji elde edebilecek malzemelerin sentezi veya eldesi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Teknoloji geliştirmekte ve know-how oluşturmada her zaman olduğu gibi önde olan ülkeler teknolojinin taşıyıcısı konumunda yollarında devam etmekte iken; geri kalmış bizim gibi ülkeler de bu ülkelere hammadde sağlamaktan başka birşey yapmamaya devam etmektedir.

Yararlandığım:
A Short History of Mineral Processing – Fathi HABASHİ – Proceedings of XXIII. International Mineral Processing Congress