2014 February Top 4

Switchfoot’un klibi ve şarkısının ahengi o kadar güzel ki; cennet geliyo insanın aklına ister istemez…

Şu aralar en yoğun şekilde dinlemekte olduğum şaheserler:

Love Alone is Worth to Fight (Switchfoot)

Don’t Save Us From The Flames (M83)

Listen (Sent By Ravens)

Aşk Yok Olmaktır (Mabel Matiz)

Kelebeğin Rüyası

Dün bir arkadaşımın “”Kelebeğin Rüyası” filmini izledin mi?” sorusuyla başlayan serüvenimde bu filmin hayatımda gereksiz düşüncelere zaman ayırmamı sağlayan boktan kuşkularımın kaynağı olduğunu öğrendim.

Birkaç zamandır farklı birkaç kişiden Zonguldak’ta zorla oranın halkını çalıştırmışlar diye sözler duyardım. Kaynağını söylemezler idi. Bu filmden görmüşler, yoksa araştırıp ta ikinci dünya savaşı yıllarında zorunluluktan çıkarılan bir kanun olduğunu bulduklarını sanmam. Kurtuluş Savaşı da vatan hainlerine, Ali Kemallere, Damat Feritlere bir zorlamaydı; öyle geldi onlara. Savaşta hiçbir iş sağlığı güvenliği önlemi doğru düzgün alınmamıştı. Yüzbinlerde kişi şehit olmuştu. Ama ne gerek var buna; önümüzde Türk Devleti’ni küçük düşürecek, kötü gösterecek ve bizzat ne yazık ki dönemin hükümeti tarafından desteklenecek bir film var…

Güzel bi film olsa izlerdim. Tam anlamıyla filmkoliğim çünkü. İzlememe sebebimi de öğrenmiş oldum ve sevindim tabi…

Maden Mühendisiyim, madenciliğin tarihini okudum. Akademisyen olarak hala okumaya devam ediyorum. Yahu Zonguldak’ta insanlar kendi bahçesini kazıp kömür çıkarıyor. El insaf yahu. Zamanında zorunluluktan yapılmış bir uygulama. Şu an senin iş sağlığı ve güvenliği yönetmeliklerin ne alemde, uygulanıyor mu da o savaş dönemini bu denli eleştiriyorsun?

Son günlerde hükümetimizin yurtdışında sürekli Türkiye’de paralel yapı var diyerek ülkemizi kötülemesi ile bu filmin etkisi bir olmuştur bence…

Olan oyunculuğunu takdir ettiğim Kıvanç Tatlıtuğ’a oldu. Bi kademe alçaldı gözümde hemşehrim olmasına rağmen. Farah Zeynep seni de unuttum sanma…

İşin kötü yanı bu tür filmlerle Kültür Bakanlığı’ndan milyonları götürüyorlar yardım olarak. Yılmaz Erdoğan şu ana kadar Türk Devleti’ne karşı olmayan hiçbir film yapmamış. Hepsinde devleti küçümseme, aşağılama, küçük düşürme, kötü gösterme var filmlerinin.

Yazık.

http://haber.gazetevatan.com/yilin-filminde-buyuk-sok/473769/8/magazin adresinde yakaladığım 3 yorum…

yilmaz-erdogan-kelebek

Bu filmle alakalı nette yakaladığım diğer bir yorumu da sizlerle paylaşmak istedim:

Kelebeğin Rüyası filmini 2 milyona yakın seyirci izledi. Gişe hasılatının da 20 milyonu geçmesi bekleniyor.
Bir süre önce muhafazakar iktidara selamlar çakan Yılmaz Erdoğan, Kültür Bakanlığı desteğiyle çektiği filmde mesaj bombardımanına devam etmiş. İnönü liderliğindeki tek parti Türkiyesi, öyle pis ve mendebur bir yermiş ki, insanlar zorla çalıştırılıyorlarmış. Afişi Pearl Harbour’dan esinlenilen filmin, balo sahnesi de Schindler’in Listesi’nden devşirilmiş. Hitler’le Atatürk fotoğraflarını, CHP ile Nazi bayraklarını değiştir, gerisi hemen hemen aynı.
Zaten bir süre önce röportajlarında “sinemada ezana yer verilmiyor, alfabeyi değiştirenler bizleri köklerimizden kopardılar, materyalist bir kampın ağırlığı var, bağnaz bir batıcılık kafasına sahibiz” sözlerini etmeye başladığında filmin mesajlarını az çok tahmin edebilmeliydik.
Öyle ki, Yeni Şafak yazarı Salih Tuna bile “Yılmaz Erdoğan saray soytarısıdır” dedi. Çünkü Erdoğan 28 Şubat’ın asker egemen bir toplumunda hiç ağzını açmamıştı. Filmlerde ezan sesi olmamasını hiç dert etmemişti. Müslüman Kürtleri beyaz Türklere güldürmüştü. Şimdi işler değişti, dinci iktidar yerini sağlamlaştırdı ve “Bana Bir Şeyhler Oluyor” oyununda Allah diyemeyen Erdoğan, “CHP politikalarını yerden yere vurmamın vakti geldi” diye düşünmüş oldu.
Filmi izleyen, Zonguldak’ta insanların zorla çalıştırıldıklarını sanabilir. Ancak kimse zorla çalıştırılmadı. Askere gitmek yerine, az da olsa belirli bir maaşla maden ocağında çalışmak isteyenler için uygulandı mükellefiyet, ki mucidi de CHP değildir, daha önce Osmanlı tarafından da uygulanmıştır.
Evet 1940′ta Milli Koruma Kanunu çıkarıldı, madenler devletleştirildi, savaş kapıdaydı, Almanlar Edirne sınırına geleceklerdi, bir şeyler yapmak gerekiyordu. İkinci Dünya Savaşı esnasında Türkiye tarihine baktığı zaman sadece Zonguldak mükellefiyetini görenler, Nazi törenleri gibi gösterenler toplantıların tamamını, üstüne de filmlerde ezan nutukları çekenler, emperyalizme karşı dimdik ayakta duran gencecik bir cumhuriyeti ve onurlu yöneticilerini es geçenler, belki Kültür Bakanlığı’ndan yardım alabilirler o filmler için; ama günü geldiğinde tarihten hak ettikleri cevabı da alırlar.
Erdoğan İran sinemasının daha kimlikli ve üstün olduğunu söyleyip bunun dil devrimi nedeniyle gerçekleştiğini iddia edebilecek kadar kinle dolmuş. Dil devriminde bir gecede sözcüklerin tamamının değiştirildiğini sanacak kadar uzak tarihten. 1941 yılında geçen bir olayda Kürşat adlı bir gencin 17 yaşında olamayacağını bilmeyecek kadar araştırmamış filmini çektiği dönemi.
“Sen Hiç Ateşböceği Gördün mü?” döneminde asker egemen toplumda miili görüşçü yaptığı Kürşat karakterini, dinci egemen toplumda CHP’li milliyetçi prens gibi gösterebilmiş. Herkesin üzerinde hemfikir olduğu gibi, dört başı mamur bir dönem filmi çekebilmiş.
Evet bu film çok güzel bir dönem filmi. Bu devran da elbet bir gün dönecek. O zaman büyük ihtimalle yeni egemenlere yeni selamlar gönderecek Yılmaz Erdoğan. Bazıları yine elbirliği ile ne güzel film yapmışsın sen Yılmaz Erdoğan diye alkışlayacaklar. Ancak biz bu günleri unutmayacağız. Filmde de okunan, Muzaffer Uslu’nun o güzel şiirini, her dönemin adamları için yeni döneme de uyarlayacağız:
Öldükten Sonra
Diyecekler ki arkamdan
Ben öldükten sonra
O, yalnız egemenlere yaltaklanırdı
Ve yağmurlu gecelerde
Özel arabasıyla gezerdi
Yazık diyecek
Hatıra defterimi okuyan
Ne talihsiz adammış
İmanı gevremiş yalakalıktan

 

Ali Cengiz Erdemir

http://www.gazetefrankfurt.com/yilmaz-erdoganin-ruyasi/2577.html