Şeyl Gazı (Kaya Gazı), Yararları ve Zararları

Şeyl Gazı, şeyl formasyonlarında sıkışmış doğal gazı ifade etmektedir. Şeyl formasyonları; içlerinde petrol ve doğalgazın zengin kaynaklarının bulunabileceği ince taneli sedimanter kayaçlardır. Son on yıldan fazladır yatay sondaj ve hidrolik çatlatmanın birlikte uygulanması, önceden üretilmesi ekonomik olarak mümkün olmayan kaynakların da üretilmesini mümkün kılmıştır. Şeyl formasyonlarından doğal gazın üretimi ABD’nin enerji endüstrisini yeniden canlandırmıştır.

Şeyl gazı üretimi şu aşamalardan oluşmakta:

-Şeyl tabakasına ulaşıncaya kadar düşey sondaj.

-Şeyl tabakasında yatay sondaj.

-Yatay sondaj yapılan şeyl tabakası içerisinde şok tabancası vs. araçlarla çatlaklar oluşturma (Bu çatlaklar ne kadar geniş ve çok olursa; gaz geliri o kadar fazla olmakta.)

-Çatlakları genişletme amaçlı olarak içerisinde çeşitli kimyasallar ve kum bulunan basınçlı suyun deliğe basılması.

-Suyun çekilmesi ve gaz gelirinin sağlanması.

Gaz geliri birkaç on yıl ve hatta şeyl tabakasının genişliğine göre yüz yıldan fazla sürmektedir.

Şeyl Gazı (Kaya Gazı) üretimi ile ilgili aşağıdaki video ile bilgi sahibi olunabilir.

EIA’ya göre (ABD Enerji Bilgilendirme Başkanlığı) 2000’de şeyl gazı ABD’nin doğal gaz üretiminin sadece %1’ini karşılarken, 2010’da bu oran %20’yi aşmıştır. Bu oranın 2035’e kadar %46’yı bulacağı beklenmektedir.

USA-shale-gas-prediction

ABD’deki şeyl gazından doğal gaz üretimi için gelişen bu istek programlı bir şekilde olmamıştır. 1980’den itibaren azalan enerji kaynaklarının da etkisiyle hükümet tarafından bazı özel şirketlere verilen teşvikler ve özel sektör-devlet işbirliği ile şeyl gazı üretiminde epey yol alınmıştır. Çin’in en geniş şeyl gazı kaynağına sahip olduğu değişik raporlarda dile getirilmektedir.

Şeyl gazının yeni bir enerji kaynağı olarak görülmesinin yanında, zararlarının da olabildiğince çok fazla miktarda olduğunu belirtmekte fayda var. Şöyle ki ABD’de 3 ve üstü depremlerin 2010 yılından sonra aşırı bir şekilde fazlalaştığı ve 2011’de 20. Yüzyıl seviyelerinin üzerine çıktığı bilinmekte. Bazı araştırmacılar tarafından bu depremlerin yapılan sondajlar ile gaz üretimi sırasında faylardan çekilen veya çatlaklar oluşturmak için yüksek basınçla yeraltına gönderilen su nedeniyle oluştuğu yönünde açıklamalar olsa da ABD hükümeti tarafından bu tür çoğu haber vs. yalanlanmakta.

Ayrıca İngiltere’de çatlatma işlemleri oluşan depremlerden dolayı yasaklanmış olsa da hükümet bu yasağı kaldırmak için kolları sıvamış görünüyor.

Sadece deprem riski değil bunlardan daha önemlisi ise; yeraltında şeyl tabakasına ulaştıktan sonra yatay olarak yapılan sondajlar ve çatlatma işlemlerinde sonra, çatlakların genişletilmesi için çeşitli kimyasallar da sondaj suyu ile yeraltına salınmakta ve bu da yer altı suyunun kirlenmesine yol açmaktadır. Paracelsus’un şu sözü bence buraya çok iyi oturuyor: “Her madde zehirdir. Zehir olmayan madde yoktur; zehir ile ilacı ayıran dozdur.”

Aşağıdaki video ile şeyl gazını üretmenin neden olduğu, olacağı zararlar hakkında bilgi sahibi olunabilir.


Türkiye’nin petrol konusunda şanssız bir ülke olduğu zaten bilinmekte. Kaya gazının Türkiye’de Doğu Anadolu, İç Anadolu ve Trakya bölümünde yoğun olduğu EIA tarafından belirtiliyor. Bu kaya gazı muhabbetinin de çok fazla bizi ümitlendirmesini açıkçası beklememeliyiz. Güneşten, rüzgardan, barajlardan, dalgalardan sağlıklı ve temiz bir şekilde enerji sağlamak dururken şeyl gazına, nükleere yönelmek biraz düşündürücü benim açımdan.

Son kabul edilen yasalardan biri ile özel şirketlere çok büyük bir kıyak yapıldı ve alınacak vergi vs. azami derecede azaltıldı. Yine de iyi niyetle yapılan araştırmaların olumlu sonuçlanması dileğiyle…

http://enerjienstitusu.com/2013/06/18/turkiyede-100-yil-yetecek-kaya-gazi-var/

6331 Sayılı İSG Kanunu’nun Yürürlüğe Girme Tarihi Uzatılıyor

İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile Türkiye’deki çalışanların sağlığının artık güvence altına alınacağı düşünülüyorken, Torba Yasa tasarısının 42. maddesi uyarınca bu yasanın yürürlük süresinin yayımı tarihinden itibaren 4 yıl olarak uzatılması hükümet tarafından teklif edildi. İlgili Kanun teklifine ulaşmak için tıklayın…

İlgili Gazete Haberi…

6331 İsg yürürlük tarihi 2016'ya uzatıldı

İsg yürürlük tarihi öteleniyor

Bu arada 17 Haziran 2013 tarihinde gerçekleşen ve 7 işçinin hayatını kaybettiği iş kazası haberini sizlerle paylaşmak istiyorum. Umarım bu hatadan da erken dönülür. Her uzatma bu tür binlerce yeni kaza demektir diye düşünüyorum…

Muğla’nın Milas İlçesi Güllük Beldesi’ndeki atık su terfi istasyonunda metan gazından zehirlenen 7 kişi hayatını kaybetti.

Muğla’nın Milas İlçesi Güllük Beldesi’ndeki atık su terfi istasyonunda, atık su dolu 7 metre derinliğindeki depoya bakım yapmaya giren işçiler ile dışarı çıkmamaları üzerine merak edip aşağı inen çalışma arkadaşlarından oluşan toplam 7 kişi, metan gazından zehirlenerek öldü.

Özel bir işletmenin Güllük Şube Müdürü Mustafa Öztürk (39), beraberindeki elektrik teknisyeni Yüksel Kum (46), kanalizasyon altyapı elemanı Özcan Özkan (51), işçiler Fikret Özdemir (37), Hasan Özgür (43), Mevlüt Özbakır (48), Serkan Miral (27) ile Karamersin Mevkisi’ndeki, atık su terfi istasyonuna, bugün saat 13.00 sıralarında bakıma gitti.

Öztürk ve beraberindekiler burada çalışmaya başladı. 7 metre derinliğindeki atık su deposuna inen işçiler uzun süre dışarı çıkmayınca, çalışma arkadaşları merak edip peşpeşe aşağı indi. Yanlarındaki cep telefonuyla işletme müdürlüğünü arayarak yardım isteyen işçiler, dışarı çıkamadı.

Burada metan gazından zehirlenen 6 kişi yaşamını yitirdi. Şube Müdürü Mustafa Öztürk ise, Güllük Liman İşletmesi’nden gelen 4 dalgıcın gaz maskesi takarak yaptığı dalış sonucu ölmek üzereyken kurtarılıp, Milas Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Ancak tedaviye alınan Öztürk de yaşamını yitirdi.

Dalgıçların, Arama Kurtarma Derneği (AKUT) ekiperinin de desteği ile ölen 6 işçinin cesetlerini çıkarmak için çalışmaları sürerken, acı haberi alarak olay yerine gelen yakınlarının ve çalışma arkadaşlarının feryatları yürekleri dağladı.

Kaynak: DHA

http://www.sendika.org/2013/06/mugla-milasta-atik-su-deposuna-giren-6-isci-hayatini-kaybetti/

http://www.ulusalkanal.com.tr/emek/muglada-7-isci-hayatini-kaybetti-h12019.html

http://www.radikal.com.tr/turkiye/manisada_yuksek_gerilim_faciasi_4_olu-1137978

http://www.cnnturk.com/2013/turkiye/06/17/metan.gazi.faciasi.7.olu/711956.0/

Bor Madenlerinin Özelleştirilmesi

Enerji Bakanımız Taner Yıldız bir açıklama yapmış.

Kolemanit

Açıklamada bor madenlerinin mülkiyeti devlette kalacak deniliyor. Kusura bakmayın da zaten özelleştirmenin mantığı bu değil midir? Yani mülkiyeti temelde devlete ait olan varlıkların belirli süreyle işletilmesini 3. şahıslara devretmek değil midir?

Buna özelleştirme gözüyle bakmayan, bakamayan kişilerin vatan sevgisinden şüphe ederim şahsi olarak. Neden mi? Çünkü ETİ BOR Türkiye’nin en çok kâr eden şirketi bir madenci olarak bildiğim kadarıyla. Rio Tinto bor pazarının ikincisi durumunda ama diğer madenleri de eklediğimizde dünyada maden alanında en çok söz sahibi olan ve devletlerin maden politikalarına yön verebilen bir şirket konumunda. Türkiye; dünya bor rezervinin %72’sinden fazlasına sahip ve bor pazarının lideri konumunda ama çok ucuza ürettiği boru (tonu yaklaşık 20-30 $) üretim maliyetine oranla çok fazla bir meblağa (150-200 $) satmak durumunda. Çünkü daha ucuza satarsa ABD ve diğer ülkelerdeki üreticilerin bu fiyatla baş edebilmesi imkansız.

Bor konusunda özelleştirme zaten yapılıyordu. Çoğu bor sahasında dekapaj yani örtü kazı kaldırma işi ile cevherin konsantratöre taşınması işlemi ihaleyle özel şirketlere devredilebiliyordu. Bu yasa geçerse eğer. cevher hazırlama tesisleri özelleştirilebilecek. Hem de yabancılar da işleyebilecek sanırım borumuzu. (Bu konuda detaylı bilgi için tıklayın.)

Bu özelleştirilen tesislerin denetimi nasıl olacak? Yeterince denetlenebilecek mi? ETİ BOR’da çalışan işçilerin görevlerine son verilecek mi? Ya da TEKEL işçileri gibi daha az ücretle başka işletmelerde çalıştırılmaya mı zorlanacaklar? Bunlar aklımda kalan önemli soru işaretleri.

En önemli ve bir o kadar da güldürücü olan kısım ise kanunun değiştirilmesi ile ilgii verilen tasarıdaki terimler. Bor madeninin zenginleştirilmesi o kadar da komplike bir olay değil diğer tüm endüstriyel hammaddelerin olduğu gibi. Yasa Tasarısı’nda teknolojik nedenlerden bahsedilmiş. Sanırım uzay teknolojisini kullanacak devralan özel şirket.

Arsenik mineralleri olan Realgar ve Orpimentli Kolemanitler

Dünya rezervinin %72’sinin Türkiye’nin elinde bulunduğu ve pazar payı sıralamasında 1. durumda bulunduğumuz bor üretimi ve satışı konusunda “pazar payının azalması riski”nden bahsedilmiş. Buna diyecek bir söz bulamıyorum gerçekten. Henüz yürürlükte olmadığı belirtiliyor ama yakında girer sanırım ve ülkemiz için umarım iyi olur. Sonuçta bu tasarı yasalaşırsa buna imza atan kişiler sonradan pişman olmazlar…

YASA TASARISI

TBMM Yasa Durumu

Son sözü Maden Mühendisleri Odamız söylemişti zaten onu da hatırlatmakta fayda var…

1) Dünya bor pazarı yıllık yaklaşık 1,5 milyar dolar iken, bor minerallerini hammadde olarak kullanan uç ürünlerde toplam dünya pazarı onlarca milyar dolar düzeyindedir. Türkiye‘nin yapması gereken bor madenleri üzerindeki kamu tekeliyle uğraşmak değil, uç ürün pazarında son derece az olan ülke payını süratle arttırmaya çalışmak olmalıdır.

2) Mevcut pazar payının arttırılması amacıyla, sürdürülmekte olan rafine ürün kapasitesinin artırılma çalışmalarına devam edilmeli, ürün çeşitliliği ile ürün kalitesinin arttırılmasına yönelik yatırım süreçleri hızlandırılmalıdır.

3) Bora dayalı sanayinin gelişmesi için özel bor ürünlerine yatırım yapılarak bor minerallerine dayalı tesislerin ülkemizde kurulması sağlanmalıdır. Bor ürünlerinin girdi olarak kullanıldığı sanayi alanlarının gelişmesine yönelik yatırımlar teşvik edilmelidir.

4) Akılcı pazarlama stratejileri oluşturulmalı ve etkin dağıtım ağları kurulmalıdır. Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü‘nün, bor pazarında etkin ve belirleyici konumu güçlendirilmelidir.

5) Mevcut yönetsel yapının önemli sorunları vardır. Sorunların yanlış tespit edilmesinin, doğru olmayan çözüm arayışlarına ve dolayısıyla yeni sorun alanlarına yol açması kaçınılmazdır. Gerek örgüt yapısı gerek personel yönetimi mutlak surette çağdaş bir anlayışla yeniden ele alınmalıdır. Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü‘nün yeni yatırımlara ve rasyonel işletmeciliğe devam edebilmesi için gerekli kolaylıkların gösterilmesi ve bu doğrultuda çalışmalar yapılması önemlidir.

6) Türkiye‘nin hedefi nihai ürün pazarları olmalıdır. Bu hedefe ulaşmak için bilim ve teknoloji üretimine yönelik AR-GE çalışmaları teşvik edilmelidir.

7) 4734 sayılı Kamu İhale kanununa göre yatırım yapan kurumun, 2003 tarihinden önce olduğu gibi, bu kanun kapsamının dışına alınarak kendi usul ve yöntemlerine uygun yatırım yapmasının sağlanması durumunda, Eti Maden, yatırım faaliyetlerini daha hızlı, kaliteli, şeffaf denetim ve kontrol anlayışıyla gerçekleştirme olanağına sahip olabilecektir.

8) Borlarımızın kamu eliyle işletilmesi sürdürülmelidir. Ülke ekonomisi için son derece önemli olan bor rezervlerimizin, gerek ulusal çıkarlarımız gerekse kamu yararı açısından kamu eliyle işletilmesi, özellikle karşısında çokuluslu bir tekelin varlığı da göz önüne alındığında, doğaldır ve gereklidir. 2840 sayılı Kanun hükümleri saklı tutulmalıdır.

Bor minerallerinin, herhangi bir ticari meta şeklinde düşünülmesi ve serbest piyasa ekonomisinin gerektirdiği çerçeve içerisinde işlem görebileceğinin değerlendirilmesi büyük bir yanılgıdır ve son derece yaşamsal bir stratejik hataya yol açacaktır.

Yeni sezonda Adanaspor

Adanasporumuz teknik direktör Ekrem Al ile anlaştı.  Ekrem Al’ı Adanasporlular hatırlayacaktır. Yanlış hatırlamıyorsam 4 sezon önce yine Adanasporumuzun başına geçmiş ve son birkaç haftada teknik direktörlükten ayrılmış; sonrasında ise kalan haftalarda altyapı hocamız Eyüp Arın’ın önderliğinde çok iyi bir grafik çizen takımımız deplasmanda Erzurumspor galibiyeti sonrası evinde Pendikspor’u 4-2 ile geçerek 1. lig’e adım atmıştı. Aslında daha iyi hocalar bulunabilirdi, lakin borçsuz bir takım olarak göğsümüzü kabartan Adanasporumuz’un o denli bütçesini zorlaması da şu şartlar altında çok riskli olacaktır. Bu bağlamda bu teknik direktörlük değişimini çok fazla gönüllü olmasak ta Adanasporlu olarak desteklemek durumundayız. Sonuçta başka Adanaspor yok.

Videoyu indirmek için  sağı tıklayıp farklı kaydedin… : Adanaspor-Pendikspor Şampiyonluk Maçında Paraşüt

Ekrem Al’ı teknik direktörlüğe getiren Adanaspor yönetiminin resmi siteden yaptığı açıklama da da belirtildiği gibi bu sene de yıldız futbolcuları Adanasporumuzda görmek hayal olacak. Çünkü Ekrem Al’ın tanıtımında “geçmiş yıllarda Adanasporumuzu çalıştıran ve genç kadroyla başarı yakalayan” diye bir ibare kullanılmış. Yani demek istiyor ki bu sene de elde kalmış ya da fazla para istemeyen gennç oyuncuları alıp Adanasporlu taraftarların desteğiyle play-off’u kovalayacağız. Varsın öyle olsun ne yapalım. Sonuçta Adanasporumuzun geleceği emin ellerde. Biz 1 sene boyunca kapalı kaldık, liglere katılamadık, bittik sandılar, küllerimizden doğduk, yine geldik aynı davayla, aynı inançla. Bu yüzden Adanasporlu karşı gelemiyor, başkaldıramıyor başkanına. Adanaspor şirket sonuçta başkaldırsa da çok şey değişmez lâkin yine de bir isyan yok taraftarlar da.

Bu sezona girilmeden önce Adalılar’ın Adanaspor’u alma girişimi olmuştu. Gerçi alma girişimi olsa çok sert açıklamalarla Şevki Adalı ve Bayram Akgül birbirlerine basın aracılığıyla bu denli saldırmaz; gizli kapaklı bu işler gerçekleşirdi. Adanaspor isminin böyle pazarlık malzemesi olması gerçek Adanasporluları derinden yaralamaktadır. Bu nedenle bir daha bu tür atışmaların yerine Adanaspor’a kim talipse Bayram Akgül’ün ofisine giderek kararını vermelidir. Şöyle de bir gerçek var. Şevki Adalı Bayram Akgül yapamıyorsan bırak biz şampiyon yaparız diye açıklama yapıyor ve 1 hafta geçmeden Serdal Adalı Beşiktaş başkanlığına adayım diyor. Bu da Adalılardaki Adanaspor sevgisi konusunda Adanasporluların kafasında dinmeyen ve görünen o ki zamanla da dinmeyecek bir kuşku doğuruyor. Adanaspor’umuzun beşiktaş’ın pilot takımı olması vs. dillerde dolanıyor. Sonuç olarak Bayram Akgül yönetimi 31 Mayıs’a kadar bekledi ve Adalılardan Adanaspor hakkında bir adım atma görmeyince Ekrem Al’ı başa getirdi.

Şimdi gelelim yeni sezonda Adanasporumuzun kadrosunun nasıl olaması gerektiğine. Adanaspor’un son 5 senesinde takımımızı başarıya aç bırakan kadronun en az yarısının yenilenmesi gerektiği taraftarıyım. Başta Fevzi, Tuna, Koray, İzzet gönderilmeli ve takımın önü açılmalı ve 5-6 sezondur Adanasporluların söylemi olan en az 2 yıldız futbolcu alınmalı.  Yıldız futbolcu dediğimiz nedir? Kilit anlarda maçı çeviren, firikikle gol bulup takımın tıkandığı anlarda oyunu açan, takıma manevi olarak adıyla kötü oynasa da itici bir güç olan oyuncudur. Umarım bu hedeflerimiz gerçekleşir. Zor ama imkansız değil. Ben bunun i-olacağına inanıyor muyum diye sorarsanız hayır inanmıyorum. Ama ne yapalım. Amatörde de oynasa bu takım uğruna canımı vermeye hazırım. Bu yüzden son sözüm:

ADANA TURUNCUDUR…